Üç köpek, bir kedi, iki çocuk ve bir ev…
İlk duyulduğunda çoğu insanın yüzünde aynı ifade beliriyor: “Nasıl yetişiyorsun? Yorulmuyor musun?”
Evet, yoruluyorum. Ama aynı zamanda hayatımın en dolu, en gerçek, en sevgi dolu hâlini yaşıyorum. Çünkü bizim evde yorgunluğun ömrü kısa, sevginin ömrü uzun.
Bizim ev sessiz, düzenli, sakin bir ev değil. Bizim evde kahkahalar, pati sesleri, çocuk çığlıkları, arada bir horlama ve köşeden gelen Hulusi’nin mırlaması var. Bir de eşimin varlığı… O kalabalığın içinde yanımda duran, her an destek olan, hem bana hem çocuklara hem de patilere sevgisiyle koca bir omuz gibi. İşte bütün bu sesler ve varlıklar, bizim hayatımızın melodisi.
Günün telaşı daha sabah başlıyor. Eva saçlarını tararken sabırsız, Aden çantasını bulmaya çalışıyor. Mandalina mutfakta nöbette, Winnie hâlâ uyku sersemi, Piglet sessizce yanıma sokuluyor. Hulusi pencere kenarında bize bakıp mırıldanıyor; sanki “siz çok abartıyorsunuz” der gibi. Ben kahvemi yaparken eşim mutfağa giriyor, “Bugün planımız ne?” diye soruyor. Sadece sorusu bile yükümü hafifletiyor; bazen çantaları toparlıyor, bazen patilerin suyunu tazeliyor. O desteğin ve sevginin gücüyle her şey kolaylaşıyor.
Bahçeye çıktığımızda herkes kendi karakterinde. Mandalina topun peşinde, Winnie gölgede yayılmış, Piglet yanımda adım adım… Eva kahkahalarıyla koşturuyor, Aden patilere su taşıyor. Hulusi ise pencere kenarında bize göz gezdiriyor; kaosun ortasında dinginliğiyle evin dengesini kuruyor. Eşim bahçede yanımda duruyor; kimi zaman çocuklara top atıyor, kimi zaman Piglet’i okşuyor. Ben elimde kahvemle hepsini izlerken içimden hep aynı şey geçiyor: Hayat tam da bu anlardan ibaret.
Akşam olduğunda sofranın etrafında toplanıyoruz. Mandalina gözleriyle sofraya ortak olmak istiyor, Winnie tam en ciddi anda horlamasıyla hepimizi güldürüyor, Piglet sessizce yanıma sokuluyor. Hulusi sofranın ortasında belirip, bütün tabaklara tek tek göz gezdiriyor. Eva gününü anlatıyor, Aden şakalarıyla hepimizi kahkahaya boğuyor. Eşim sofrayı tamamlarken bana dönüp “Bugün çok yoruldun mu?” diye soruyor. O soruda koca bir şefkat gizli. Yemek sadece karın değil, kalbimizi de doyuruyor.
Ve günün sonunda ev sessizleştiğinde, sessizlik bomboş değil; huzurla dolu. Çocuklar odalarında, eşim yanımda, patiler etrafımda kıvrılmış, Hulusi pencere kenarında mırıldanıyor. Ellerimle sırayla Mandalina’nın postuna, Winnie’nin kulaklarına, Piglet’in narin gövdesine dokunuyorum, Hulusi’nin bakışlarında dinginliği buluyorum. Eşim bir yandan bana bakıp gülümsüyor; o an bütün yorgunluk siliniyor, geriye sadece şükür kalıyor.
Çünkü köpekler bana koşulsuz sevgiyi hatırlatıyor, Hulusi bana sakinliği öğretiyor, çocuklarım paylaşmayı ve sabretmeyi öğreniyor, eşimle birlikte biz hayatın anlamını yeniden buluyoruz. Biz onlara yuva verdik sanıyoruz ama aslında onlar bize hayatın en saf hâlini armağan ettiler. Ve işte bu yüzden yoruluyorum ama her defasında sevgiyle toparlıyorum. Çünkü hayatın anlamı tam da burada gizli. 🐾🐈💗

Yorum bırakın