Eve giren her parça bir hatıra, her renk başka bir duygu. Dışarıdan bakınca “bu kadar rengi bir arada nasıl uyumlu tutuyorsun?” diye soran çok oluyor. Cevabım kısa: acele etmedim. Bu ev, küçük küçük biriktirmenin—sabrın, emeğin ve sevginin—yavaş güzelliği. Yaklaşık 15 yıla yayılan bir ev kurma serüveni ve 30 yıllık bir koleksiyon yolculuğu.
Renkler Nasıl Uyumlu Kalıyor?
Renk tek başına bağırdığında yorucu olur; ritimle konuştuğunda sakinleşir. Benim sırrım üç adım:
Tekrar: Sevdiğim tonları evin farklı köşelerinde küçük dokunuşlarla yinelerim (bir tabakta, bir vazoda, bir yastıkta). Boşluk: Her parça soluk alabilsin diye aralara “sessiz alanlar” bırakırım. Doku & materyal: Porselenin parlaklığına eski ahşabın sıcaklığını, kumaşın yumuşaklığını eklerim. Doku, renkleri birbirine bağlayan görünmez iptir.
Nereden Alıyorum?
Çukurcuma, Kadıköy Antikacılar Pazarı ve yolumun düştüğü pek çok antikacı, açık artırma ve ikinci el dükkân… Yıllar boyunca tek tek, severek seçtim. Bir parçayı eve almadan önce kendime sorarım: Bunu sabah uyanınca görmek ister miyim? Cevap “evet”se, tamamdır.
“Pahalı mı?” Sorusu ve Gerçek
Bazen “Hepsi çok pahalı görünüyor, bu kadar parayı nereden buluyorsun?” diye soruluyor. Açık konuşayım:
Yıllara yaydım. Bir anda değil, yavaş yavaş topladım. İkinci el & açık artırma çoğu zaman bütçe dostu ve karakterli seçenekler sundu. Onarım & boyama ile parçalara yeniden hayat verdim. Özet: Lüks görünen her şey yüksek bütçe demek değil; bunun adı çoğu zaman sabır + seçicilik + bakım.
Koltuk Macerası: Kötü Deneyim, Güzel Ders
Bu eve taşındığımızda koltuğumu değiştirdim. İlk gelen koltuk beklentimi karşılamadı; şu an eşimin ofisinde ikinci hayatına devam ediyor. Sonrasında gönlüme göre bir koltuk aldım—Victorian ruha daha yakın, çıta ayaklı ve zarif. İlk seçimlerin prova gibi olmasına izin veriyorum; ev zaten yaşayan bir organizma.
Dolaplar: Benim Hayat İmgem
Dolaplarımı çok soruyorsunuz. Çoğu açık artırmadan:
1890’lardan, sanatçı imzalı bir dolap—ahşap kurdu yemişti; arkadaşımla tasarlayıp boyadık, onardık. Şimdi evin en güzel yerinde gururla duruyor. 100 yaşında bir Fransız dolap—sanki yıllardır buradaymış gibi yuvasını buldu. 60–70 yıllık bir İngiliz dolap—eve dingin ve saygın bir hava kattı. Benim için dolap, depolamanın ötesinde: anılarımı saklayan sandık, hayatımı temsil eden bir imge.
Koleksiyon: Alışveriş Değil, Zamanla Kurulan Bir İlişki
Koleksiyonlarım aslında anların koleksiyonu. “Nereden aldın?” kadar “ne zaman buluştunuz?” sorusunu da seviyorum.
Vitrine kaldırıp tozlandırmaktansa, aldığım her şeyi gündelik hayatta kullanmayı seviyorum.
Fincanlarımın hepsi 150, hatta 200 yıllık olanlar bile sofraya geliyor. Çünkü eşya yaşasın isterim. Bir gün bir parça kırılırsa, canı sağ olsun; hikâye devam eder. Kim bilir, kaç elde gezdi, kaç sofrada kahkahanın yanına konuk oldu… Bugün de bizde nefes alıyor.
Sık Sorulan Sorulara Mini Cevaplar
“Bu kadar rengi nasıl bir arada tutuyorsun?”
— Aynı paletin tonlarını tekrar ederek, aralara boşluk ve doğal dokular bırakarak.
“Eşyanın çoğu çok pahalı mı?”
— Gerek değil. İkinci el, açık artırma, pazarlık ve küçük onarımlar sayesinde yıllara yayarak ilerledim.
“Hepsini nereden buluyorsun?”
— Çukurcuma, Kadıköy Antikacılar Pazarı ve farklı antikacılar/açık artırmalar. Biraz sabır, biraz iz sürme, biraz da tesadüf.
“Neyi alacağına nasıl karar veriyorsun?”
— “Onu yarın da görmek ister miyim?” sorusuna kalpten “evet” diyorsam, alıyorum.

Yorum bırakın